Köşe Yazıları

Mehmet Kızılay Adıyaman Rüyası

Mehmet Kızılay Adıyaman Rüyası 

              

Mehmet Kızılay Adıyaman Rüyası

    Bir göçmen kuşun yüreğinde, yer buldum zavallı bedenime. Bitmek bilmeyen ısrarıma karşı koyamayan o kuşun yufka yüreğinde bir hayat sürüyorum. Beni gurbetten gurbete gezindirirken; beslendiği taneleri benimle paylaşma misafirperverliğini göstermekten de geri durmuyor.

                  Koca dünyayı paylaşamayan insanlara cevap olsun diye tek geçimliği olan buğday tanesini de benimle pay ediyor. Hazreti Eyüb’ün paylaşılan mirasından biz acıları o kuş ise sabrı almış meğerse. Sabırla beni gezdirirken, günün birinde: Dur! İnecek var diyeceğimi, kendince anlamsız olan bu tutkuya son vereceğimi düşünmekte. Oysaki biz aklını beğenmediklerimize kuş beyinli deriz. Kuşun beyni de yüreği de sabrı da bildiğimiz gibi değil dostlar…

                   Gurbetlerden gurbet beğenmek değil derdim. Sıladan uzak olduktan sonra her yer aynı değil midir? Her yerin ortak adı değil midir gurbet? Gurbetin gurbetten, hasretin hasretten farkı var mı? Gurbet, dikenli tellerle çevrili, toprağında bildik güller, ırmaklarında alışılmış sular, caddelerinde tanıdık yüzler olmayan kentin adıdır gurbet. Sitemim gurbete değil, hasretim sılamadır.

                  Ey benim sılam, kanayan yaram, ağlayan yanım Adıyaman’ım. Bir bayram arifesinde sana böylesine bir hasretlikle seslendiğimi hatırlamıyorum. Yıllar geçtikçe dayanması güçleşen bir hasretin var ki sesin tonu günden güne haykırışa doğru adım adım ilerliyor. En nihayetinde avazın çıktığı kadar bir haykırış oluyorsun Adıyaman’ım.

                  Yıllar geçtikçe gurbetin dikenli telleri elime, bedenime, ayağıma batıyor derken taa yüreğime batmaya en büyük sancıyı yürek yarasına vermeye başladı. Yaman şehrim ben senin kadar yaman olamıyorum. Dikenlere karşı koyamıyorum.

                  Senden uzakta iklimlerin ve mevsimlerin isimsizleştiği, bütün renklerin grileştiği, gözlerimin fersizleştiği yerde gözyaşlarıma sarılıyorum. Seni en çok gözyaşlarımda buluyorum Adıyaman’ım. En sevdiğimize seni Adıyaman kadar seviyorum diyerek hafifletiyoruz hasretliğimizi. Gurbet elde bir kızın adı Adıyaman olsa billahi ne kadar bekârımız varsa yüreğini orta yere koyar ve almak için ne lazımsa yapar. Alır Adıyaman’ı bir ömür bağrında yaşatır.

                    Gurbeti yüreğimde gezdiriyorum, sılam uzakta.

Adıyaman’ım, seni Temmuz sıcaklarında alınlarda kabaran ter tanecikleriyle, hafif bir esintiyle insanın taa yüreğine kadar yol bulan tertemiz havanla, baharın gelişi ile birlikte dağlarını kızıla boyayan gelincik çiçekleriyle, yazı sıcağına inat buz gibi akan çeşmeleriyle, kışıyla, yazıyla, baharıyla, dal dal narıyla anıyor ve andıktan sonra bir çift gözyaşı ile topraklara bir hayat ikram ediyor. Yemyeşil başakların sarıya durduğu, insanların akın akın güneşe yürüdüğü, tavaların, döğmeçlerin, fırında domateslerin, közlenmiş biberlerin şehri kuşattığı  o mevsim kaç yürekte günde kaç kez yaşanır, kaç defa bahsi edilir bilemezsin…

                      Adıyaman’ım! Ne zaman seni ansam, bir virgül keser söyleyeceklerimi, içimde kalır dile gelmez anlatacaklarım, gözyaşım bir nokta olur bitirir tüm söyleyeceklerimi. Nihayet ıslak bir belge ile koyar önüme hayatın gerçeklerini.

                     Medeniyetlerin kavşağı diyorlar senin için. İnan haksızlık ediyorlar, çok az söylüyorlar. Bunu diyenler Gölbaşı’nın gölünü, Kahta’nın çayını, Gerger’in narını, Besni’nin üzümünü, Çelikhan’ın tütününü, Sincik’in balını, Tut’un halayını, Adıyaman’ımın her bir yanını bilmiyorlar. Medeniyetin başkenti desinler kabul. Bir medeniyet tarifi yapılacaksa senden başlanmalı. Dağını, taşını, toprağını, tarihini, kültürünü, folklorunu, suyunu, biberini, narını hepsinden öte yumuşak huylu insanını anlatsınlar zaten ortaya çıkan şeyin adı medeniyet olacaktır. Mütevazılıklerinden, yumuşak başlıklarından dolayı boynu bükük insan başka nerede vardır? Boynu bükük başaklar gibi büküktür boyunları. Boş olan başakların başlarının dik, dolu olanların ise bükük olduğundan işaretle, akıl sahiplerinin boynunun bükük olduğunu senin başaklarından senin tanelerinden öğrendim. Ve göçmen kuşun benimle pay ettiği tanenin senin başaklarının mahsulü olduğunu şimdi anlıyorum.

                  Sabah ezanlarının öncesinde okunan sela hiçbir şehre senin kadar yakışmıyor. Medeniyet gömleği sana yakıştığı kadar kimseye yakışmıyor.  Ülkemin dört bir yanından insanları yollara düşürüp Menzilde bin bir türlü alışkanlıklarını toprağa gömmek üzere hareketlendiren nedir? Kötü huylardan alıkoyan iklimin tarifi var mıdır medeniyetler kitabında.

                   Adıyaman’ım sana İstanbul’dan selam veriyorum. Esenler otogarına gidip bir parça Adıyaman aramak ne garip, memleketten gelen nara dokunmak nasıl bir garipliktir? Yalnızlık ne garip, gurbet ne garip. Bir şehrin acısı da özlenir mi hiç? Binlerce kilometre öteden her hafta kamyonlarca acı biberin taşınıyor buralara. Bu nasıl bir acıdır ki, bu kadar hasretlik verir.

                   Şunu bilmeni isterim ki sevgili memleketim! Gurbetteki her Adıyaman’lı bir göçmen kuşun yüreğindedir. Hepsinin de ortak bir rüyası vardır. O da şu: Kendisini yüreğinde gurbet gurbet gezindiren göçmen kuşun rotasının bir gün sana döneceğini, senden başka hiçbir istikametin kendisini mutlu etmeyeceğini ölse bile topraklarına gömülmeyi vasiyet edeceğini görür durur. Bu rüyayı sadık dedikleri rüyanın ta kendisidir. Ve herkesin yürekten temennisidir.

MEHMET KIZILAY
Etiketler: Mehmet Kızılay, Adıyaman Rüyası, Mehmet Kızılay Adıyaman Rüyası, 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Çok Okunanlar

To Top