Köşe Yazıları

Elif gibi doğru ve dik, Vav gibi mütevazi olmak..

Elif ve Vav’ın anlattıkları
Anne karnındaki bir insan sureti ya da secdeye varmış, acizlik makamında bir kul silüeti: Vav… Çileyle yoğrulmuş bir kulun edeple eğilişi, alnını seccadeye sabitleyişi, sıfır olup sonsuzluğa uzanışı… Hepsi “vav” ismiyle müsemma! Vav, adı söylenmeye bile çekinilen bir gizli sır, bir ağır emanet gibi kalpte saklanmış. Kalbe hayat veren müstesna sevgilinin sembolüne dönüşmüş, kâinatın ta ilk gününde. Allah’ın (cc) Vahid ismini, birliğini ve benzersizliğini, temsil etme görevini üstlenmiş. Ve Rabb’in kudretiyle yarattığı kâinatın yerini tutmak bir tek vav harfine nasip olmuş.

Vav, hayatın özeti bir nevi, yaşantısı Allah’a (cc) yakın olan bir kulun büyük sevdası, bir hattatın baş tacı her daim… Hat sanatının ilk öğrenilen harfi o. O yazılınca, diğerleri peşinden bir bir dökülüveriyor. Diğer bütün harfleri, kelimeleri bir araya getiren, eksik parçaları tamamlayan harf “vav”. Tıpkı ayrı duran hatları sımsıkı birleştiren bir çengel gibi… Bir de rahlenin önünde kendini vav çekmeye hazırlayan öğrencinin imtihanı. Çekilmesi en zor harf olduğundan, koca bir kalp dolusu aşk, çok maharet, çok sabır istiyor.

Meşhur bir hikâyedir: Osmanlı Devleti’nin en büyük hat sanatı ustalarından biri Hafız Osman’dır. Hafız Osman, emekli olduktan sonra kafa dinlemek için o devrin en sakin semtlerinden biri olan Üsküdar’a yerleşir. Fırtınalı bir günde kayıkla Beşiktaş’a geçmek ister. Sahilden bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman, yanına para almayı unuttuğunu fark eder. Tabii artık çok geçtir. Bir çare gelir aklına…

Kayıkçıya “Efendi, yanımda param yok, ben sana bir ‘vav’ yazayım; bunu sahaflara götür, karşılığını alırsın.” der. Kayıkçı, yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır. Bir zaman sonra kayıkçının yolu sahaflara düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlara alınıp satılıyor; cebindeki yazıyı hatırlar ve satıcıya götürür. Satıcı yazıyı alır almaz, ‘Hafız Osman Vavı’ diyerek açık artırmaya başlar. Sonunda çok iyi bir fiyata satar. Kayıkçı, bir haftalık kazancından daha fazlasını bu ‘vav’ ile kazanmıştır.

Gel gelelim, bir gün Hafız Osman karşıya geçmek istediğinde yine aynı kayıkçıyla karşılaşır. Yol bitmek üzereyken ücretler toplanır. Hafız Osman da parayı kayıkçıya uzatır. Kayıkçı, “Efendi, para istemez; sen bir ‘vav’ yaz yeter.” der. Hafız Osman, tebessüm ederek cevap verir kayıkçıya: “Efendi, o ‘vav’ her zaman yazılmaz. Sen dua et başka bir gün para kesemi yine evde unutayım…”

Ebced hesabında altı demektir “vav”. Yani, altı amentüsü (Amentü, Türkçede inanmak, iman etmek anlamına gelir.) inanan insanın. Altı yaradılış hikâyesi, koca kâinatın… Vav harfinin kâinatı temsil etmesi de bu yüzden. İslam âlimlerine göre Allah kelimesini tasavvufta karşılığı “66” sayısı… Birbirine kenetlenmiş iki vav harfi, Rabb’imizi temsil ediyor yani. Vav bir başına değil de başka bir vav ile bir araya gelip de Allah’ı anlatıyor. İşte bundan ‘vav’ın birliği, dirliği, beraberliği ve haddini bilmesi…

Osmanlı döneminde padişahın namaz kıldığı yeri, hünkâr mahfilini düşünün. Bu makamın kapısı bir insan boyundan çok daha kısa olurmuş. Kapısının üzerinde ise iki “vav” harfi, 66 ifadesi, yani yüce Allah’ın isminin sembolü muhakkak bulunurmuş. Padişah başını eğsin, kul olduğunu bilsin, ayakları yere bassın diye… Çünkü bu âlemi yaratan, sonsuz kudret sahibi Allah (cc) var; unutmasın diye…

Ya Elif, Kur’an alfabesinin ilk harfidir o, aynı zamanda ilk mahreç, yani ağız boşluğundan çıkış yerleri itibariyle de harflerin ilkidir. Elif, alfabenin ilk harfi olduğu gibi diğer harflerin de sebebi ve kaynağıdır.Elif gerek yazılışındaki incelik ve zarâfet şeklinden ve hat sanatının özelliklerinden, gerekse taşıdığı sembolik anlamlardan hareketle Türkçemizde çeşitli mazmunlara ve zarif nüktelere kaynaklık yapmıştır. Birçok deyimler “elif” ile ifade edilmiştir.

Elif ve Vav'ın anlamı
Eskiden çocuk yaşta tahta çıkan padişahların cülûs merasimleri sırasında alnına bir elif çekmek âdetti. Bu âdet daha sonra halk tabakasına da kaymış ve akıllı, güzel çocukların alınlarına nazardan korumak gayesiyle elif çekilirdi.

Çok eskiden beri hemen her alfabedeki harflerin rakam olarak birer karşılığının bulunduğu, yani harflerin aynı zamanda rakam yerine de yazıldığı bilinmektedir.

Ebced hesabı” denilen ve Arap alfabesinin ebced tertibine dayanan rakamlar ve hesap sistemi Müslüman milletler arasında da kullanılmıştır. Ebced tertibinde sıralanan harfler ona kadar bir bir, onuncu harften sonra da yüzer yüzer devam eder ve bin sayısında son bulur. Deyim yerinde ise bu, kimyadaki elementlerin bir özgül ağırlığı ve bir de elektron sayısı olması gibidir. Bir kelimenin ebced yoluyla manasını öğrendiğimiz gibi onu rakam olarak da hesaplayıp sayı değerini bulmamız da mümkündür.

Yakın anlamlara gelen kelimelerin ebced karşılıkları aynı sayıyı verdiği taktir de biri diğerinin yerine kullanılabilir. Nitekim “Allah”, “hilâl” ve “lâle” kelimelerinin ebced değerleri eşit (66) olduğundan bu kelimeler gerektiğinde birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Buna göre Türk bayrağındaki “Hilâl” in Allah’ı sembolize ettiğini ifade etmek yanlış olmaz. Özellikle Osmanlı Türkleri dinî konularda “Hilâl” i, askerî konularda ise “lâle” yi sembol ve amblem olarak kullanmışlardır. Cami kubbelerine, minare alemlerine hilaller kondurmaları, saray ve kışla kubbelerini lâle motifleri ile donatmaları hep aynı düşüncenin ürünüdür.

Elif ister harf, ister sayı olsun daima dik yazılır. Öte yandan tasavvuf geleneğinde elif, “Allah” ın “Bir”liğini ifade eden bir sembolüdür. Buna göre bütün harfleri, onların sebebi ve kaynağı olan elifte görmek, bütün varlıkları Allah da görmek demektir. Çünkü elif harflerin evveli olduğu gibi Allah da bütün varlıkların evvelidir. İşte bu yüzden elifi bilmek her şeyi bilmek demek oluyor.

Hattatların elinde Elif çiziliş güzelliği ile bir sanat şaheserine bürünmüştür. Hem dilde doğruluğun ve dürüstlüğün simgesi, hem de kızların ince, zarif ve endamını belirten milli bir isim olmuştur.

Elif doğruluğun dünya ise eğriliğin sembolüdür. Dünya kelimesinin kökü olan ve alçak anlamına gelen “denî” kelimesinin her üç harfi de eğri büğrüdür, içinde “elif” yani doğruluk yoktur. Elif gibi olacaksan dünyaya çok meyletmeyeceksin demektir bu…

Bu iki harfin derin anlamları bize hayatta hangi konumda, nerde olursak olalım doğru ve mütevazi olmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Yani insan Elif gibi doğru ve dik, Vav gibi mütevazi olmalı…

Emin Doğan   Pusula istanbul / pusulaistanbul@gmail.com

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Çok Okunanlar

Yukarı Çık