Köşe Yazıları

Büyük Restorasyon Hareketi

Büyük Restorasyon Hareketi

BÜYÜK RESTORASYON HAREKETI

Güçlü, dindar, modern, dünyayı tanıyan Türkiye. Uçak, tank, silah yapan; dünyada sayılı havaalanı, köprü, şehir hastaneleri, şehircilik projelerine imza atan, Ortadoğuyu kaosa sürükleyen planların tutmadığı (ki; 17 ve 25 Aralık ikinci Lozan’ı hazırlama çalışması olmasına rağmen.) sağlam politika, köklü devletlerin çöktüğü Güçlü ekonomi, tabiri caizse kurumaya yüz tutan ve bu dönemde daha da anlam kazanan Ümmet bilincini aşılayan yaşam tarzıyla yeni Dünya’nın en önemli Aktör’ü Türkiye…
Aslını isterseniz millet olarak asırlardır içimizde taşıdığımız, olmak istediğimiz ve zaman zaman olduğumuz ama sonunda hep ” hasta adam” kaldığımız en güçlü dönemlerimiz oldu. Tabi akabinde hep dizayn edildik. Son yüzyılda özellikle ortadoğu’daki şekillendirmelerin tam ortasında kaldık. Önünü göremeyen, şişirme gündemlerde gününü geçiren ” ay sonunu getiremeyen” bir Türkiye ile başbaşa bırakıldık. Ve ne acıdır ki bu durumun kaderimiz olduğu gerçeğine inandırıldık. Bu durumu değiştirmeye çalışanlar ya idam edildi yada ” kazaya kurban gittiler”.
Malum; insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur, ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmazlar (Adam Fawer). Ecevit’in 74 harekatını veya benim yaşım itibarı ile etkilendiğim Mesut Yılmaz’ın 98 senesinde bir açılış töreninde Apo’yu barındıran Suriye’ye verdiği ültimatom. “Topraklarımızda gözü olanın gözünü çıkarırız, Apo’yu barındırmaya devam ederseniz Suriye’yi başınıza yıkarız diyordu, Onbaşı Mesut”. Buda dizaynın bir parçasıydı. Ama en azından gururumuzu okşamıştı bu verdiğim örnekler. Anlayacağınız gücümüz yerlerde idi.
2001 de kurulan Erdemliler hareketi partileşerek 2002 de başlayan yenilenme süreci evvela halkın rahatı ve refahını önemsemişti. Devlet kurumları, memur ,işçi, emekli koşulları, sağlık, özel sektör düzenlemeleri, belediyecilikte çığır açan çalışmalar derken kendini halkına ispat etmişti. Bir yandan Askerle iyi geçiniyor, bir yandan “mecburen” laik söylemler kullanılıyordu. Amerika ve İsrail ile etkin müttefik ilişkiler en üst şekilde devam ediyordu. Hatta dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e mikrofon uzatılıyor Türban meselesi soruluyor ve bakanın cevabı ” bizim daha önemli meselelerimiz var Türban bu ülkenin % 1’inin meselesidir” oluyordu. Tabiri caizse yapılacaklar bir sanatkar edasıyla ince ince işleyerek, etliye ve sütlüye dokunmadan “uyandırmadan” yapılmalıydı. Artık Memleketin kendi evlatları ve gerçek sahipleri tarafından dizayn edilme zamanı gelmiş geçiyordu. Ve büyük “Restorasyon hareketi” başlamıştı. Halk bu durumu çok iyi biliyordu ve neredeyse Yüzyıldır bekliyordu. Yapılan her icraat bir diğerine sirayet ederek devam ediyordu. Yapılanları unutmuyor, geçmişten alınan derslerle hareket ediliyor, Detayları ve satır aralarını okuyarak yürütülüyordu.
Tabi Amerika, İsrail ve ülkemizdeki uşakları boş durmuyordu. Dış mihraklar orduyu göreve çağırtıyorlardı, lakin Buda mümkün olamadı, orduda dizayn başlamıştı bile. Oslo görüşmeleri bahane edilerek Mit’in başındaki Hakan FIDAN’ın kurban edilerek yerine yine kendilerinden birini atamak istemişlerdi. Evvela kendilerine yakın yayın yapan yazılı ve görsel basın da karalama kampanyası başlamıştı. Bu şekilde eskiden olduğu gibi Türkiye’nin bütün istihbaratını yönetebileceklerdi. Hatta ulaşılabilirse Başbakan istifa ettirilip, hain yaftası takılacak, içeri attırılacak ve ülkeye yeniden boyunduruk takılabilecekti. Bu da son anda “sessiz sedasız” önlendi. Yargı kanadı kullanılarak partiyi kapatma yoluna gidildi, önceden yapılmış çalışmalar ışığında ani müdahaleyle çözüldü. Bir yandan Katsayı, Türban, Imam Hatip okulları halledilmiş, farklı alanlarda yapılan reformlarla çalışmalar devam ediyordu. Bir yandan da Ecevit iktidarında Ekonominin patronu yapılan ve ülkeye milyarlarca dolar zarara uğratan Amerikan dizaynatör Kemal DERVİŞ döneminde % 7 faizli borç ( ki bizden daha kötü durumdaki devletler %1,5 faizle borç alıyor) alınan İMF’ ye borç ödemesi Masanın terk edilmesi ve rest çekilmesiyle zoraki ödeniyor. iMF borçlandırılarak Memlekete dönülüyordu. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül’ün önüne 367 duvarı ve e- muhtıra çıkmıştı. Görev süresi dolan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER “Anayasaya göre görevini vekaleten TBMM Başkanına devretmesi gerekirken yaklaşık beş koca ay makamı işgal etmişti. Bu duruma sessiz kalanlar; Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Başbakanlığı bırakması gerekliliği üzerine Anayasa mahkemesine gidiyordu.
Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu dizayn çalışılırken gözlerden kaçan bir cenah vardı. Zamanında Askeri, Yargı ve Eğitim vesayetini en iyi şekilde kullanan ve kendi dizaynını gerçekleştiren bir cenah. Yaptıkları hangi ülkede yapılırsa Hükümet devrilir, iç savaş çıkar, ülke batardı. Ama bu durumda azımsanmayacak bir zararla atlatılıyordu. Çünkü savaşlar sadece komutanla değil, orduyla kazanılıyordu. Millet liderinin arkasındaydı. Bütün cevaplar demokratik teammüller içerisinde sandıkta veriliyordu. Halk liderini doğrudan doğruya Köşk’e göndermişti.
Ve Restorasyon hareketi kaldığı yerden devam ediyordu. Bir yandan kalan çalışmalar devam ederken üç dönem kuralıyla kendini yenileme çabası, gençleşme, zamana ayak uydurma, yeni politikalar üretme adına Başbakanlık; Entellektüel derinliği olan, dünyayı ve Memleketi iyi bilen aynı zamanda parti kurucusu olmayan bir akademisyene teslim ediliyordu. Artık kendimizi daha güçlü addediyoruz ve bunun geri dönüşü yok. Tarihi anlara şahitlik ediyoruz.
12. Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN Köşk’e “bir dünya lideri Protokolüyle ” çıkarken dünyaya şu mesajı veriyordu: “Biz Dünyanın büyük güçlerinden biriyiz. İslam’ın yegane savunucusuyuz. İçimizdeki tüm çürüklerden arınacak ve dünyayı kendimize göre dizayn edeceğiz. Hedef 2023 Güçlü Türkiye, bizi izlemeye devam edin…

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Çok Okunanlar

To Top